Anasayfa İletişim
03.03.2008

 GÖÇ- MEK YA DA GÖÇ-MEMEK

Zaman insanı her şeye, her yere alıştırıyor. Bazen iki şehir arasında uzadıkça uzayan yollara sığınılıyor.

Burukluğun ve sevincin, ümidin ve hayal kırıklığının yaşandığı yerlerdir otogarlar. Bilmediğin bir yerin, yeni sayfanın başlangıcıdır.

Pek çok öğrenci gibi evimi barkımı arkada bırakmıştım. Yurt gardiyanlarının yeni olduğum için gözümü korkutmak isteyen donuk bakışsızlıklarının karşısında geride bıraktıklarım düğüm olurdu boğazımda. Denizi görmezdi bizim prefabrik yurdumuz; önümüzde erkek yurdu olduğu için. Herhalde çağlardan beri kadının korunmaya muhtaç bir yaratık olduğunu düşünen erkek duyarlılığı bizi denizin soğukluğundan korumak istemişti. Yine de koruyamazlardı işte. Gri demirden ranzaları ve dolaplarıyla, her gece zorla kendini saydıran kare yollarıyla, bir sabah yastığınızın altından size günaydın diyen çiyanlarıyla, etrafının sarıldığı çitlerle buz gibi olurdu yurt.

Hayal kırık(lık)ları üzerine basıldıkça ayaklarına batar. Çıtır çıtır eder, gözlerinden yaş akar. Hem de bütün bunlar sen dalıp gittiğin biran da olur.

İşte o anda…

Karşına dikilmiş sana bilimi verecek adam gözlerinin içine girer. Gözbebeklerin büyür, karanlığında yutar adamı ve yavaşça küçülür. Sesler duvarlara vurur, mermi gibi beynini deler. Ellerin gözlerinden fırlayıp adamın yakasına yapışır ve hesap sorar. Bunu ne hakla, ne cüretle yaptığını yaptığını sorar. Senin rahmin ne kadar ki bana ders veriyorsun diye sorar. Ellerin adamın boğazını o kadar sıkar ki, gözlerinde kırmızı bir labirent açılır. O labirentte kaybolursun. Korkar, ağlar, bağırsın, sonra vurmaya başlarsın duvarlara. Nefes nefese kalıp durulduğun bir anda kulağına yabancı sesler çıkarırsın. Küçük kıkırdamalardan gülmeye ve oradan kahkahalara vurur sesin. Hem de en afilisinden…

Adam kokmuş bir balığın bakışsızlığıyla yüzünde asılı kalır.

Sadece sürgün…

Bir öğrenciyi, bir kadını taciz etmenin tek cezası: SÜRGÜN. Bir deniz şehrinden başka bir deniz şehrine.

Göç…

Bazen gitmek iyidir. Hem insanevladı her şeye alışıyor. Ama bazı şeyler var ki ne tarih ne coğrafya ; asla hazmedilmiyor. Bir köşeye siğnenmiş ‘o günü’ bekliyor.