Anasayfa İletişim
03.03.2008

Kadınlar Ne yapar

Kadınlar ne yapar? Güzel cevap alışveriş. Aklıma bunalımlı , kızgın kadınların dolaştığı, fütursuzca alışveriş yaptığı, mutluluğa anlık tatmine ulaştığı bir mekan geliyor. Biliyoruz ki biz üzgün ve depresyona meğilli olanlar olarak, hep birlikte mutluluğu alışverişle, bu kadar tüketmek yetmezse onları sindirmek için çikolatalarla arıyoruz. Bizi mutlu edemeyen “hayat”, bizi mutlu etmenin yollarını bizim için arıyor elbette. O en düşüncelimiz....

Peki alışveriş deyince akla ne geliyor? Topuklu ayakkabılarıyla, mini etekleriyle, elinde kutu gibi poşetler, arkasında paketlerin ardında kalan, gözükmeyen bir erkek. Biz beğendikçe o alıyor, taşıyor, ödüyor, mutlu oluyoruz. Biz mutlu oldukça onu mutlu ediyoruz. Ve aile saadeti tamamen duygusal temellerle ayakta kalıyor, dimdik. Güzel bir diyalektik aslında. Ya bu çarkta erkeğin işi varsa ve kadın tüketmek zorundaysa? Çözümlerin tükenmediği hayatımız bize çipli kredi kartları ve alışveriş merkezleri sunmaktan çekinmiyor. Biz kendimizi güvende hissetmezsek, daha doğrusu arkamızda bizi merak eden birini bırakırsak, alışverişin ne zevki kalır ki. Sıkıştırılmış zamanlarda, merak ve korku içinde kırmızı mı mavi mi diye düşünecek aralığımız kalmaz elbette.

Ama güvendeyiz. Kamusal alana rahatlıkla çıkabiliriz. Hem de istek ve talepler doğrultusunda. Yüzlerce kamerayla izlenilen, bilmem kaç tane sivil ve resmi güvenliği bulunan alışveriş merkezleri sayesinde herkesin içi rahat. Güvende olduğumuzu, denetimli alanlarda olduğumuzu bilenler de. Ne de olsa alışveriş artık kadının tekelinded ve kadının yapması gerken bir uzmanlık alanı. Biz, duygusal ve estetik düşkünleri olarak ancak bu konularda uzmanlaşabbiliriz.

Eskiden varolan er meydanı pazarlar yerini daha sonralarında alışveriş merkezlerine terk etti.

Yani feminenleşti! Tabi ki bu sınıfsal ilişkilere de tekabül ediyor bu incelikli zevk sayesinde yaratılı alanlar sterilize ediliyor. Özellikle 80 sonrası politikalar hayatımıza yeni bir fenomen soktu. Bu politikalar yardımıyla dış ticaret ilişkileri değişti ve ürün-hizmet konusunda bir arış yaşandı. Ne de olsa liberal politikalar sayesinde dış dünyaya kapılarımızı ardına kadar açmayı başardık.

Osmanlı’ya kadar dayandırırsak alışverişi ve alışveriş mekanlarını karşımıza lonca sistemi ve onun alt kolu olan küçük dükkanlar çıkar. Satan- alan erkekken kadın için hizmet kapıya kadar gelirdi. Yanlış anlaşılmasın narin ve kutsal kadınlarımız yorulmasın diye sadece, yoksa isteseler çıkabilirlerdi. Kadınlar da bu gezici satışları seviyorlardı üstelik. Evlerine gelen bohçacı kadınla hem sohbet hem alışveriş imkanı buluyorlardı. Şimdi ise şehrin uzağında, ancak arabayla ulaşılabilen bölgelere kurulan alışveriş merkezleri tüm bu ihtiyaçlarımızı tek başına karşılamakta. Yemek dersen Mc Donalds, giysi dersen yüzlerce, market dersen o da alt katlarda hizmetinizde.

Bu uzak ve görkemli binalar sayesinde her babayiğit buralara gelemiyor kuşkusuz. Sanmayın ki bu sınıfsal ayrımı güçlendiren bir mevzu. İçiniz fesat sadedecee, bu koca metropolde adım atılacak yer mi kadı tamamen fiziksel nedenler!

Alt sınıf insanının alıştığı, dostluk kurulabilen, parasız kalındığında defterler açabilen esnaf tipine de pek uymuyor zaten bu koca yapılar.

Tüm bu bahanelerin ardından bu alışveriş merkezlerinin bizlere sunduklarına bakalım bir de. Kadınların ağırlıkta olması sayesinde rahat alışveriş imkanı, zaman sınırı yok çünkü bekleyen meraklı biri yok, kadın üzerindeki baskının kamusal bir alanda görünürde en aza indirgenmesi... Çünkü ışıltıdan gözlerimiz kamaşmış durumda, kendimiz gibilerle bir aradayız. Ne de olsa onlar doğrudan laf atma yolunu böyle bir mekanda seçemeyeceklerdir. Kameralar her türlü yanlışı çekecekler, güvenlikler müdahale edeceklerdir.

Ne yaparsanız yapın elbette içeriye yabancılar girecektir. Sizlere, bizlere hizmet için bir kesime izin verilmelidir. Ancak herkes yerini yurdunu bilmeli bu yüzden tezgahın ardında kalmayı öğrenmelidir.

Peki bu alt sınıfın oluşturduğu tezgahtarlarla müşteriler arasında nasıl bir ilişki olabilir diye hayal gücümüz çok da zorlamadan düşünelim. En azından kendi yaşadığım küçük anekdot bile yeterli gibi. Mağazada alışveriş yapan bir kadın, tezgahın ardında da olsa kendisiyle aynı ortamda ulunmasından rahatsız bu güzel tezgahtarın. Ki özellikle güzel olduğu için seçildiğine de eminim. İstediği gömleği, tezgahtar bulamayınca sinirlenen kadınla ikisi arasında bakışla yaşanılan bir kızışma var. Müşteri mağazadan çıkarken “tezgahtar parçası” demeyi ihmal etmiyor üstelik. Tezgahın iki tarafında soluyan boğalar gibiydiler. Arenaya yeni çıkmışlardı ancak bir zaten hükmen galipti. Çünkü burası onun mekanı değildi ve haddini bilmeli ve yerini korumalıydı.

Peki araya Çin Seddi gibi çekilen tezgahın iki ucu nasıl işliyor acaba? Belki de yine arenayı kullanmak daha anlamlı olacak. Çünkü bu mücadele alanında tezgahtar olarak, ya isteklere yetişmelisin, ya karşındakinin daha çok ya da az bildiğini göstermelisin ya da fiziksel açıdan bastırmalısın. Daima haklı olanlar zaten size hakaret edip gidecekler ya da ezilip büzülenler gelecek. Bunu da az önceki olayın ikinci sahnesi olarak anlatabilirim. Bu sinirle çıkan kadının ardından içeri buraya ait değilmiş izlenimi veren (kıyafetiyle, yürüyüşüyle, güvensizliğiyle) başka biri girer ve zaman tezgahtarın zamanıdır. Bu kez o ezmeye başlar. Statü olarak da sınıfsal olarak da bir kayma yaşanır sanki. Kim müşteri kim değil ya da kim bu ışıklı, görkemli, ısısı dahi isteklere göre ayarlanmış mekanın sahibidir. Elbette ilk müşteri. Ancak ikinci karede tezgahtar kendini onun yerine koyar. Kısacası tezgaın önü, arkası kaygan bir zemin ve bu zeminde sınıfsal, toplumsal kaymalar yaşanıyor.

Bir de taciz konularına değinmek gerekiyor. Sterilize edilebilir ancak erkekler bu mekanın gerçeküstü sahipleridir. Ve onlarda bu mekanlarda alışveriş yapacaklardır. İçeri girişte sorulmayan ancak girişe vardıracak kriterlerle gelir elbette bu erkekler mekana. Bu kesim içinde tezgahtarın (artık yumuşatılmış ve cinsiyetsizleştirilmeye çalışılan diğer adını kullanıcam) ya da “satış elemanının” farklı çağrışımları var. Çağrışımı “cinsel çağrısım”olarak tamamlayan erkek akıl bu kadınları da cinsel fantezi objeleri olarak görmekte ve pek çok kadın bu gibi tacizler yaşamaktadır. O tezgahın arına geçmek elbette kraliçe tacı değil ama güzellik ve nezaket kriterleri istiyor. Ama yanlış anlaşılmadan kaçınarak bunun temelinde çok daha masum bir neden yattığını hatırlatmalı:Marka imajını korumak!

Gönül ister ki biri çıksın “tezgah; önün, arkan, sağın, solun, sobe” desin ve etraftaki tüm ipler, kuklalar, saklambaç ebeleri, hileleri çıksın.