Bir Göç Hikayesidir
Yazdıklarım, yaşanmışlıklarım.. Dün biraz göz attım eskilere.
Soğuk bir rüzgar esti yüreğimde, üşüdüm… henüz on dört yaşında, evimden, sevdiklerimden ilk ayrılışımı anımsadım. Merak uyandırıcıydı gitmek, yeni bir hayata başlamak. Ama bir o kadar da ağırdı.Kendimi ve hayatı anlama sürecim böylelikle başlamıştı. Ardından üniversite… Yine yollar, yine buruk ayrılıklar, özlenen ve bir o kadar da beklenen kavuşmalar…
Bu kez adresim Ankara’ya aitti. Bir yurt odasındaydım. Ranzalar, demir dolaplar, bir masa ve dört sandalye küçücük odaya sığabilmişlerdi. Kendimi oraya ait hissetmiyordum. Kendimi o odaya sığdıramıyordum. Oysa ki o kadar doğaldı ki bu his; dolabımı her kilitlediğimde, kendimi de oraya kilitliyordum. Aslında orada bir dünya vardı-dolabımın içinde-, bana ait koca bir dünya.. Ama aslında yoktu da! Hepsi o küçük asma kilidin ardındaydı. Orada kalmalıymış ruhum, benden bir kilit uzakta…
Bütün parçalanmışlığımla, kendime yabancılaştığım işte bu mekanda, kendimden bir asma kilit uzakta, anlamını aradım hayatın!
Mekanlar diyorum, ne kadar da gerçek. Yaşamsal izler taşımayan, ruhlarımızı asma kilitler ardında bırakan gerçekliğiyle üşütüyor…