GÖZLERİNİZİ ALABİLİR MİYİM BAYIM?
Gözlerinizi alabilir miyim bayım? Evet evet gözlerinizi. Benimkilere ne mi oldu? Yanlış yerde aramayın, benim gözlerim, göz yuvalarında değil. Saçımın her bir telinde bir göz saklı, vücudum göz-göz olmuş bir beden. Görebildiniz mi? Göremediniz demek. Göstermem tabii. Oyun bu. Bencilik oyunu.
Neden mi ihtiyaç duyuyorum bu kadar gözün yanında sizinkilere? Çünkü siz gördünüz beni o gözlerle ve o gözlerle sevdiniz, nefret ettiniz benden. Öyleyse ben de onlarla bakmalıyım şimdi size. Empati diye bir yük var benim üzerimde. Yıllarca bir ayrıcalık olarak taşıdım ve herkese onların yerinde olduğumu düşünerek yaklaştım. Hepimize sizin gözlerinizle baktım. Aç gelir eve şimdi, en çok çalışan ve yorulan… O’na yemek yapmalıyım. Sıcak olmalı evi ve yatağı. Gürültü etmesin kimse. Bağırır o, kendinizi onun yerine koyun. Günde kaç kez azar yemiştir kim bilir patronundan. Çocuğum; bedenimin saf, temiz bir parçasısın. Sen öyle baktın ki bana, beklentilerin ve bağımlılığın. Hiçbir şey beklemeden, senden daha fazla sana bağlandım. Açtığın küçük göz yuvaları bedenimin en mahrem yerlerinde saklı ve kimse göremez onları. Gözbebeklerin oynadıkça kıvranır acıyla bedenim. Sömür sömür. Ama temizsin sen ve temiz olmalıyım ben senden. Ve ah minel aşk! Artık yaşamamın anlamı var. Ne yaparsam ikimiz için. Ne yaşarsam tepemde ve bende onun gözleri. Onun gözleri ile sevdim kendimi. O’nun aşkıyım ben. Gözüne çöp kaçsa benimkine batar, yaşlar boşanır bütün göz pınarlarımdan. Dünyanın bütün acılarının sorumlusu da benim şimdi. Herkesten daha fazla suçluyum olanlardan. Saldırın, saldırın. Kabullenmeye hazırım. Sizin işiniz düşünmek ve eylemek… Acılarını çekmek ise bana düşeni… Savaşlar yarattınız kendi dünyanızda; kin, nefret ve mantık üçgeninde. Usunuz var sizin. Ardınıza bakmadan ilerleyebilmelisiniz. Bu yüzden sizlere çektirmemeliyim acıları. Acı durdurur insanı. Nasıl düşünür ve eylersiniz sonra sorumsuzca! Nasıl ilerler sonra bu dünya, saatteki dönüş hızından bile fazla koşmalısınız, öyle ya… Ben ne mi isterim? Siz ne istersiniz? Siz hiç mi görmediniz başkasının gözleriyle kendinizi. Ne acı. Nasıl yaşadınız peki? Ama bunun için de rahim gerekmez ki! Ne yani, şimdi sizden farklı mıyım ben sizi görürken? Kendimi görürken. Belki de o kadar kötü de değildir bu. “Şey aynısından ben de alabilir miyim lütfen?” Resimlerde, filmlerde, müziklerde ki… Bendim işte oradaki. Yaratınız bir değil, dünyanın yarısı. Siz; dünyanın yarısının yaratıcısı. Aksini iddia etmiyorum. Aynadaki akis bendim. Elime bir ayna verdiniz ve dediniz ki bana; “Bak ve kendini gör orada, sev ya da sevme önemli değil. Bizim bakışlarımızdan bak kendine, bizim için şekillendir bedenini.” Sizin gözlerinizle baktım kendime ve bana aldım o bakışları. Şimdi benim olan bütün gözler, bana dönüp beni izler. Benden başkası olamaz bu. Olamadı da. “Sizben” bensiz