Benim Dilim Karikatür
Karikatüre başlayışınız ve sadece kadın çizerlerden oluşan “Biz Bıyıksızlar” köşesi maceranızı anlatır mısınız?
1978’de Gırgır’a girdim. Güzel Sanatlar Seramik Bölümü’nde öğrenciyken başladım. Oğuz Aral’la birlikte çalışma imkanım oldu. Benden önce Özden Öğrük orada “Bediş”i çiziyordu. Ramize Erer, Eda Oral ve Meral Onat da gelince bize bir köşe verildi. Kadınlara yönelik bir şey hazırlamak üzereydi bu köşe. Kadınların yaşantılarından yola çıkarak kadın hayatını anlatıyorduk. O zaman feminizm dalgası da yeni yeni toplumu ilgilendirmeye başlamıştı. Tek tek karikatürden ziyade, birkaç tane kadının elinden çıkmış karikatür yan yana gelince daha çarpıcı bir hale geliyor, derdini daha rahat anlatabiliyorsun. Bunun böyle iyi tarafı var, ama sadece köşede kaldığı müddetçe oraya hapsolmak anlamına gelebiliyor.
Karikatürün sizin için anlamı nedir?
İş, üretim deyince çizgiden başka bir şey düşünemiyorum. Başka türlü işlere iş diyemiyorum, 20 yıldan fazladır çizgiyle uğraşıyorum çünkü. Karikatürde mizah unsuru önemli. Tek başına, mizah yoksa işin içinde, o desen olur. Karikatürde mizah vardır, mizahta da karşı çıkış. Varolan durumları, kavramları yıkmak üzerine geliştirilmiştir. Söz konusu olan alay etmektir. Bir şeyle alay etmek onun ciddiyetini bozar, dolayısıyla sabote eder o şeyi.
Neden sürekli kadın karakterler çiziyorsunuz?
Kadınlarla ilgili her şey üzerine çiziyorum. Kadınların sorunlarının içinde erkeklerle yaşadıkları şeyler de vardır. Partnerleri erkek olduğuna göre erkekleri de çizerek kadının sorununu dile getirmek mümkün. Kadın sorununu çizmek benim görevimdir zaten. Çünkü benim yaşamım kadın yaşamı, göz ardı edilmiş bir şey. “Benim hedeflerim ulu” diyerek kendi yanı başındaki ya da kendi hayatındaki açmazların üzerine gitmemek abes bir şey bana göre. Öğrencilik yıllarımda, evliliğimde, her şeyimde dayatılan bir yaşam tarzı var. Ben bunu eleştirmezsem, bunun mizahını yapmazsam, önce sistem değişsin de benim hayatım değişir diye bakarsam olmaz. Önce kendi özlediğim sistemin etrafındaki zincirleri parçalamalıyım. Bunun yanı sıra baban işçiyse örneğin, onun maaşı, asgari ücretin anlamı ile sistemin ilişkisini zaten kuruyorsun. Erkek karikatürlerinde bizim gündeme soktuğumuz şeylerin olmaması, onların kendi yaşamlarından yola çıkarak olaylara bakmalarından kaynaklanıyor. Kimse niye erkeklere, “Sen niye birahane karikatürü çiziyorsun, başka şeyler çizsene” demiyor? Çünkü onların hayatları öyle. Karikatür karşı çıkışsa eğer, en küçük yapı taşından oynatmaya başlayarak, kendi hayatındaki itirazları dile getirip oradan başlamak gerekiyor işe.
Çizgilerde cinselliğin yansıtılma biçimleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Cinsellik vazgeçilmez bir öğe. Her şeye yansıyor. Cinselliğe dayanılarak kadınların aşağılandığı bir sistem bu. Cinsellik kullanımını çizenin yaklaşımına bakarak eleştirebilirim. Birisi, cinselliği sadece okuyucuyu kızıştırmak için kullanıyorsa beni bir okuyucu olarak kesmez bu ve bana bir şey vermez. Ama bazıları da cinselliği irdelemeye yönelik niyetlerle çizerler. Sadece kadının memesini, poposunu göstermek ve cinsel istek uyandıracak çizimler yapmak anlamlı değil.
Kadın çizer sayısı neden az?
Erkeklerin günün her saatini kullanabilmeleri gibi bir özgürlükleri var. Özellikle genç kızların karikatüre ilk başlama dönemlerinde zamanları kısıtlıdır. Aile sınırlamasa da sokak sınırlar zaten. Dolayısıyla çizer olarak sayıları da sınırlı kalıyor. Leman’a Fransa’dan karikatürcüler gelmişti. Hepimizin karikatürlerini görünce, “Ne kadar kadın karikatürcü var? Fransa’da bir tane bile yok” demişler. Fransa gibi sanatın en doruk noktasında olduğu bir ülke Türkiye’nin kadın karikatürcü sayısına inanamıyor. Böyle bir yan da var.
Bugünün genç kadın çizerleri için ne düşünüyorsunuz?
Çoğunu beğeniyorum. Teknik olarak hayran da olabilirim. Ama onların konuları farklı. Oradan yaş farkını anlıyorum. Bizimki daha çok sorumluluk sahibi insanların tavrıymış, şimdikiler daha bireysel sorunları daha rahat anlatabiliyorlar. Yaşam biçimleri de değişik. Takıldıkları mekanlar, takılma yaşları, saatleri, erkek arkadaşlarıyla ilişkileri de değişik. Biz de eve kapalı yaşamadık, ama hayata karşı bireyci davranmaları dikkatimi çekiyor. Mesaj verme kaygısı bizde daha fazlaymış. Hala da alttan alta devam ediyor. Yeni çizenlerde hiç mesaj kaygısı yok demiyorum, ama kaygı alanları yer değiştirdi. Bu bir eleştiri de sayılmaz. İyi bir amatörlük geçiriyorlar, yetişiyorlar şu anda. Bizden sonra on, on beş yıl yeni karikatürcü yoktu benim bildiğim kadarıyla. Sadece Feyhan Güver dahil oldu bizden sonra.
Bunu neye bağlıyorsunuz?
Gırgır’ın dağılma süreciydi. İnsanlar mizahı Gırgır’la özdeşleştirdiği için, o süreç okurları çok etkiledi. Bugüne kadar hiçbir dergi onun tirajına ulaşamadı. Bu belki çizeri de uzak tuttu. Siyasi, sosyal yapı da etkili oldu. Bilgisayarın yoğunlaştığı, yuppie’lerin çıktığı dönemdi. İnsanlar teknik şeylere ilgi duydular. Karikatürün sesi daha cılız kaldı, gençleri etkileyemedi. Onlar şaşayı diğer meslek alanlarında gördüler.
Feminist misiniz?
Umarım öyle adlandırılıyorumdur. Feminizmi bir gelişmişlik ölçüsü, bir beyin olarak görürüm. “Siz iyi bir insansınız değil mi?” sorusuna “Evet, ben iyi bir insanım” demek gibi bir şey olur bu. İnsanlar böyle değerli kavramlardan soğutulmamalı. Feminist, kadın hayatı üzerine kafa yoran ve çözüm bulmaya çalışan insan demektir. Gelişmişlik göstergesidir. İçinde itiraz taşıyan bir isim olduğu için buna cevap veremeyenler yıpratmaya çalışıyorlar.
Bugünkü kadın hareketini nerede görüyorsunuz?
Bu hareketi bizden bir önceki kuşağın duyup da getirmesi sırasında burada bir algılama sorunu yaşandı. Ne yapmalıyız, nasıl davranmalıyız soruları oluştu. Şimdi daha rahat olunduğunu düşünüyorum. İnsanların feminist demekten utanmaları beş, on sene evvel daha muhtemeldi. Bu hareketi yürütmeye çalışan kadınlar da tecrübe kazandılar. Yaşamın her alanında daha sakin ruh haliyle çaba harcamaya devam ediyorlar. O ilk 13-15 bluğ çağını atlatmış bir çocuğun artık kendi halini bilen, bünyesini tanıyan, davranışlarını buna göre belirleyen bir yetişkin olduğunu görüyorum.
Sol içinde kadının durumu nedir?
Toplumun herhangi bir kurumunda ya da alanındaki kadının durumundan çok farklı olduğunu göremiyorum. Sol içinde de “Kadın meselesi bir lükstür, bu ancak tüm toplumun kurtuluşuyla mümkündür” görüşü var. İkinci plana atılmış bir mesele olarak görülüyor. Kadın kolları, birimleri falan oluşturuluyor, ama onların da bu meselenin hakkını vererek yeteri kadar yaşam alanı oluşturabildiklerini sanmıyorum. Sol, bu konuyu hala ihmal ediyor bence.
Çizgileriniz politiklik taşıyor ve bu bir eylem şekli aslında. Ama başka bir kadın çalışmasının içinde yer alıyor musunuz?
Herhangi bir şeyle organik bağım yok. Çizdiğim karikatürden bir fayda sağlanıyorsa ne mutlu. Bu, bir insanın payına düşebilecek önemli bir çaba. Benim dilim karikatürdür. İnsanlara ulaştığı yere kadar ulaşan bir araçtır. Ama bazı mitinglerle özel günlere elimden geldiğince katılmaya da çalışırım.
Kadın çizer olmanın avantajları ve dezavantajları neler?
Çeşni olarak bile sana ihtiyaç duyulsa bu, o anlık bir avantaj. Önemseniyorsun, gözünün içine bakılıyor, çok da nadir bir şeysin. O dergilerin, gazetelerin işine yarar bir şey de yapacaksan yayının hoş bir yüzü olacaksın. Teknik ya da tarz olarak bir şeyleri de kanıtlarsan nadir olmandan dolayı orada kalırsın. Aynı nedenle çok da göze çarpan konumdasın. Dergilerin sıkıştıklarında, “Biz yeterli adam değiliz, mutlaka bize birkaç karikatürcü daha lazım” dediklerinde, akla bir kadın karikatürcü gelmiyordur aslında. Onların bahsettikleri adamlar, hakikatten erkek karikatürcüler oluyor. O anda öyle bir ihtiyaçtan seni almaları toplumda senin de algılandığını gösteren eşitlikçi bir tavırdır. Ama henüz orada değiliz biz. Böyle bir dezavantajı da var. Dergide bir sürü erkek karikatürcü var zaten ve onlar erkek hikayeleri çiziyorlar. “Madem kadınsın ve bizde de az sayıda kadın var, bu açığımızı tamamla” gibi bir anlam yükleniyor.
Genel olarak kadınların sanattaki duruşlarını nasıl buluyorsunuz?
Karikatürdeki gibi kadın yaşamından yola çıkıp bir şeyler yapıyorlar. Doğal olanı da bu zaten. Kadından ressam, şair ya da yazar olsa sonuçta kadın yaşamına belli duyarlılıklar gelişiyor, kadın bakış açısıyla işler yapılıyor. Kendimizi atlayıp da bir başkasını anlatmamızın ne derece samimiyeti olabilir? Evde oturup kocalarının ya da babalarının tarif ettiği gibi onların çizdiği sınırlar içinde yaşayan kadınlar, erkekçe yasaklar getirerek hayatı tarif ederler, daha doğrusu zindan ederler diğer kadınlara. Bir parça düşünen, yoğunlaşan kadınların hepsinde kadına duyarlılık gelişmiştir.