Anasayfa İletişim
24.02.2008

GÜLİZAR BİÇER Karaca : AVUKAT VE KADIN

‘Önümüzdeki kapıların kapalı olduğunu bilerek kapıyı zorlamak zorundayız’ diyen 13 yıllık avukat Gülizar Biçer ile söyleştik.

Öz: Öncelikle duyduğumda beni şaşırtan Denizli Kadın Sığınma Evi’ni anlatabilir misiniz?

G.B : Bir arkadaşımı evini terk ettikten sonra fuhuşun içinde görmem işin beni bir şeyler yapmaya iten yanı. Bir eksiklik yaşanıyordu. Denizli İş ve Meslek Kadınları Derneği olarak vali beye gittik ama çok sıcak bakmadı. Eşiyle yaptığımız görüşme sonrası sosyal hizmetler bünyesinde ama harabe durumdaki bir binayı gösterdiler ve 4 ayda dört duvardan ibaret binaya el attık. 20 ayrı meslek grubundan kadının oluşturduğu derneğimizin o zamana kadar biriktirdiği parasıyla yeniden yarattığımız bu binayı kadın sığınma evi olarak Mayıs 2001’de açtık.

Öz: Kaç kadın kalabiliyor barınma evinde?

G.B: Zaman zaman değişiyor. 40 kadının kaldığı oldu. Bir tek Denizli’den değil Türkiye’nin her yerinden kadın geliyor. Güvenlik gerekçesiyle Kars’tan gelen bir kadın vardı örneğin.

Öz: Denizli’de bile bilmeyenlerin olduğunu düşünürsek hiçbir şey bilmeyen bir kadının Kars’tan kalkıp gelmesi nasıl oluyor?

G.B: Kadın hiçbir şey bilmeden gelmiyor. Kars Sosyal Hizmetler Müdürlüğü’ne başvurduğunda gerekli yönlendirme yapılıyor. Kadın Misafirhaneleri Yönetmeliği’nce gizlilik esası var. Bu misafirhanelerin yerini 3 kişi bilir. Denizli’de bu sayı daha fazla. Kadının durumuna göre kadın yönlendiriliyor.

Öz: Bu çalışmayı kadınlara yeterince duyurabiliyor musunuz?

G.B : Medya özellikle yerel medya bu konuda destek veriyor. Sığınma evinin açıldığına dair çok duyuru yapıldı. Medyada beni gören kadınlar direkt bana ulaşıyor örneğin. Yeri gizli tutuluyor ama bu çalışmalar ve kadının sorunla karşılaştığında yapabilecekleri sürekli duyuruluyor.

Öz : Peki acil bir durumda, kadının şiddet gördüğü durumda siz gidip kadını alabiliyor musunuz örneğin?

G.B : Sosyal Hizmetlerin böyle durumlarda müdahale hakkı yok. Ailenin korunmasına dair kanun var. Öncelikle 155 polis imdat ya da 156 jandarma imdadı araması gerekiyor kadının. Kadın hemen oradan uzaklaştırılıyor. Doktora sevk edilip rapor aldırıyorlar. Aslında olay orada kopuyordu, kadın alınıp tekrar evine gönderiliyordu. Şimdiyse sosyal hizmetlere getiriliyor ve geçici olarak sığınma evine yerleştiriliyor. Kadının durumuna dair araştırmalar yapıldıktan sonra kesin yerleştirme yapılabiliyor. Çünkü her kadın da oraya alınmıyor. Fuhuş yapan ve sığınma evinden kadınları dışarıya çekmek için farklı amaçlarla gönderilen kadınlar var.

Öz: Siz ne gibi durumlarla karşılaştınız bu konuda?

G.B: Denizli’ de büyük bir sorunla karşılaşılmadı ama İstanbul’da, İzmir’de -gerçi İzmir sığınma evi kapatılmış, farklı bir statüdeymiş ama- hakikaten sorunlar çok fazla. ‘Hayat kadınları!’ gönderilip pazara kadın çekmeye çalışıyorlar. Bu da bizi ve orada kalan kadınları olumsuz etkiliyor.

Öz: Fiziksel şiddete ya da şiddete uğramayan kadınlar (varsa ki) gelemiyor mu sığınma evine?

G.B: Hayır kadının yardımı istemesi yeterli.

Öz :Ne kadar kalabiliyor kadın orada?

G.B: Konuk evinde 3 ay kalabiliyor kadın. Hala kadına yönelik şiddet ki şiddetin dayakla sınırlı olması gerekmiyor manevi ya da psikolojik olarak kadının yaşadığı da şiddet; devam ediyorsa 3 ay daha kalıyor kadın. Genellikle 6 ay kalıyor kadın.

Öz: Bu süre içerisinde kadının üretime katılmasına ve bilinçlenmesine yönelik çalışma yapılıyor mu? Çünkü en çok bu konuda eleştiriye uğruyor sığınma evleri.

G.B : Sığınma evleri yalnızca bir süre barındıkları bir yer olarak kalmıyor. Biz organize sanayi müdürü ile görüşmeler yaptık. Bu kadınların öncelikle işe alınmasını sağlamış oluyoruz. Bu güne kadar çalışmak isteyip de özellikle sığınma evinden ayrıldıktan sonra açıkta kalan kadın yok. Dernek olarak biz destekliyoruz. Özellikle maddi koşullar çok önemli çünkü her şeyi bırakıp gelen kadının eli kolu bağlı kalmamalı. Sığınma evinden çıktıktan sonra ev tutup yaşamlarına devam etmek zorundalar. Bir ev kurması, yaşamını sürdürmesi ilk planda zor. Ev bulması, eşyaları, yerleşmesi konusunda etrafımızdan aldığımız yardımları sunuyoruz. Depomuzda biriktirdiğimiz eşyaları veriyoruz.

Öz: Peki bu güne kadar sığınma evinden çıktıktan sonra evine, ailesine dönenler, dönmek zorunda kalanlar yok mu?

G.B : Eminim olmuştur ama bu güne kadar Denizli Sığınma Evi’nden tekrar ailesine dönen olmadı. Kadınlar zaten evini neden terk etsin? Her şeyin son sınırına dayandığını düşünüp bir daha evine dönmemek üzere evini terk ediyor.

Öz : Kadın maddi rahatlığa erişti diyelim kültürel yönü,kadın bakış açısını edinmesi süreci eksik kalmıyor mu? Yani kendi evini kuran kadın özgürlüğünü maddi özgürlükle sınırlandırmanın ötesine geçemezse?

G.B: Kadının öz güvenini sağlaması çok önemli. Sığınma evinde psikolojik açıdan destek olmaya yönelik uzmanlarla çalışıyoruz. Kadın sorunlarla boğuşmanın, zorluklarla uğraşmanın, baş etmenin mücadelesini verdiğinde pek çok şeyi fark ediyor. Yeni, sıfırdan bir hayata başlamanın getirdiği zorluklar da var. Kadın birlikte olduğu, yaşadığı, tanıştığı insanlarla ilişkiyi kesmiyor. Bağlantımız kopmuyor. Kendi başına ayakta durmanın yollarını ararken bulması gereken o kadar çok şey var ki....

Öz: Araştırma yürütebiliyor musunuz? Yaşamından memnun olmasa da kadınlar böyle durumda adım atmaktan yaşamını değiştirmekten yana davranamıyor çoğu zaman.

G.B : “Denizli Kadın platformu” adı altında 22’ye yakın kadın derneğinin yer aldığı bir dernek var. Platform olarak yılın 11 ayı çalışıyoruz. Özellikle kırsal kesim ve varoşlarda kimi zaman M.E.B. ile ortaklaşa çalışma yürütüyoruz. Araştırma yapıyoruz. Ailenin korunmasına ilişkin kanunu, Sığınma Evlerini, şiddeti, neler yapabileceklerini anlatıyoruz. Başından geçen olayı birinci ağızdan anlatamayan, arkadaşının öyküsüymüş gibi sunan o kadar çok kadınla karşılaşıyoruz ki! Her özel duruma tek tek cevap veriyor, hukuksal yönünü anlatıyorum. Dostluk ve yakınlaşma kurabilmek önem kazanıyor.”Kadınlar Birliği Denizli Şubesi” var.”Yerel gündem 21” projesi BM öncülüğünde yerinden kalkınmayı sağlamaya yönelik çalışıyor. Seçtiği pilot bölgelerde kadın çalışma grubu olarak sorunları tespit ediyor, sorunlara kökten çözümler getiren projeler geliştirip BM’den fon ya da destek istiyor. Örneğin Denizli’de Karşıyaka mahallesi- bölgesi pilot bölge olarak seçildi. Şu anda grup kendi içinde birlik sağlayamadığı için pek çalışma yapamıyor.

Öz : Proje ve fon desteğinden söz etmişken “90’larda Proje Feminizmi” olarak adlandırılan bir döneme girildiğinden söz ediliyor. Bu bazı feministlerce kadını bağımlılığa iten, önüne set çeken bir yanı olduğundan eleştiriliyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

G.B: Denizli yerelinden, somutluklar üzerinden konuşursak biz her şeyi kendimiz yakın çevremiz ve ilişkiler ağımızı kullanarak çözmeye çalışıyoruz. Fon desteği beklerken alamadığımız durumlar oldu ama bunu önceden hesaplamış göze almıştık ve bu bağımlılığa mecbur kalmadık. Sivil toplum örgütlerinden, gelişmiş bir sanayiye sahip Denizli tekstil sektöründen destek bulabiliyoruz. Kadın sığınma evi projesini 20 kişilik bir grup olarak ürettik; kadın platformundaki 22’ye yakın dernek tarafından desteklendi. Konser, tiyatro gibi gelir getirmeye yönelik faaliyetlere, duyurularına, örneğin bilet satışlarına çevrelerine ulaştırarak destek oldular. Kanuna göre dernekler derneklere bağış yapamıyor ama böyle bir dayanışmayla yereldeki bir ortaklıkla proje hayata geçebildi.

Öz :Çalışmalarda genellikle eğitimli denilen kadınlar mı var? Kendini feminist olarak ortaya atan grup yok mu?

G.B : Sivil toplum bilinciyle hareket eden eğitimli kadınlar ağırlıkta. Feminist olarak ortaya çıkan grup yok. Keskin ve katı bir feminizm hakim değil. Ama sığınma evine gelen kadınlar kendi evlerini kurduktan sonra bağlarını koparmıyor, kendine özgüveni geliyor ve ben de bir şeyler yapmalıyım diyerek çalışmalara katılıyor. Profilin değişmesi kadınlar arasındaki kopukluğun ortadan kalkmasına ve paylaşıma yardımcı oluyor.

Öz: Aynı zamanda Baro’nun “Kadın hakları komisyonu” eski başkanıydınız. Bu oluşumdan söz eder misiniz?

G.B : Bu komisyonu 1995’te 11 kişilik bir yönetim kurulundaki iki kadın olarak ortaya attık, çok tepkiyle karşılanmadı ve biz bu komisyonu kurduk. Baroya müracaat eden kadınların sorunlarıyla ilgilenmek için “Kadın Danışma Merkezi”ni oluşturduk.”Acil yardım bürosu” da her an kadınların sorunlarını danışabilecekleri, telefonla bilgi alabilecekleri, barodan avukat isteyebilecekleri bir birim olarak hizmete başladı. Şu anda hakkını aramak isteyen kadına yardımcı olacak kadınlar da birimler de mevcut.

Öz: Bir avukat olarak hukuka bakışınız...

G.B: Toplumsal yaşamı düzenlemede hukukun önemi büyük. Hukuk kadınlar aleyhine işliyor olsa da kadınlar adım adım hakları kendi lehine çevirebiliyorlar. Yeni medeni yasa hazırlanırken kadın örgütleri olarak meclis görüşmelerinde yer aldık. Türk kadını oradaydı. Ama dediğim gibi büyük kökten değişimlere gidemiyorsunuz, kazanılanın üstüne bir şeyler ekleyebiliyorsunuz. Kadınların kendi haklarını bilmesinin ve bunun farkında olarak hareket etmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Kadının her alanda karşı karşıya olduğu eşitsiz, baskıcı durumlar var ve kendimizden başka kimse buna sahip çıkamaz. Kendi yaşamlarını değerlendirmekle başlayabiliriz bence..

Öz : Hukuk söz konusu olduğunda kadın açısından baktığımızda Türk kadını vurgusu karşımıza çıkıyor. Farklı ideoloji ve düşüncedeki, hareketteki kadınlarla merkeze kadını, sorun olarak da ataerkilliği alıp bir arada hareket edebilir misiniz?

G.B : Evet. Bunun oluşması zor ama bir arada olmak, ortaklaşmak gerekiyor. Zaten bunun sancısı yaşanıyor.