Anasayfa İletişim
23.02.2008

PENİS EN BÜYÜK SİLAHTIR

İkinci Dünya Savaşı’nın galip ülkeleri 26 Haziran 1945'te San Francisco’da, Birlemiş Milletler (UN) yasasını imzalamışlardı. Dünya uluslarının artık barışın değerini ve barışın korunması gereğini iyice anlamış bulundukları umudu yaygındı. Oysa, 1945’ten 1949'a kadar uzanan dört yıl içinde, bu umudun geçerli olmadığı ortaya çıkmış ve 10 Avrupa ülkesi kendilerini, BM Yasası'nın sağlayabilmeyi öngördüğü korumanın ötesinde, belirli ve somut koruyucu önlem ve düzenlemeler ihtiyacı karşısında bırakan bir tehditle yüz yüze bulmuşlardır. Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), soğuk savaş döneminin başlangıç yıllarında, Batı`da oluşturulan askeri bir bağlaşma sonucu kurulmuştur. 1948 yılı aralık ayında Washington'da, Brüksel Antlaşması ülkeleri ile Kanada ve ABD arasında görüşmeler başladı. Şubat 1949'da Norveç ve Moskova'nın bütün baskısına rağmen diğer İskandinav ülkeleri görüşmelere katıldı. İzlanda, İtalya ve Portekiz de davet edildi. Kuzey Atlantik Paktı [North Atlantik Treaty Organization (NATO)] adını alan yeni antlaşma, 4 Nisan 1949 tarihinde ABD`nin başkenti Washington`da, Belçika, Kanada, Danimarka, Fransa, İzlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, Portekiz, İngiltere ve ABD tarafından imzalandı. Daha sonra,1951 yılında Türkiye ve Yunanistan da örgüte katılmaya davet edilecekler ve 18 Şubat 1952'de NATO'ya resmen üye olacaklardır. 9 Mayıs 1955'te Federal Almanya, 1982 yılında İspanya ve son olarak da 12 Mart 1999'da Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Polonya NATO'ya katılacaklar ve üye devlet sayısı 19'a ulaşacaktır.

Yarım yüzyıla yakın bir süre kıtada barışı korumuş, dünya barışına yardımcı olmuş ve soğuk savaşın galibi olan NATO, savaş yıllarının yorgunluğunu ve yoksulluğunu azaltmak için kurulmuştu. İnsanların güvenliği için gerekirse savaşan-ölen-öldüren NATO, militarizm ile adı anılsa da aslında barışın ve güvenin simgesi olarak ülkemizde. Çok yakında… 27-28 Haziran 2004’te. Yılardır NATO askerleri savaştan savaşa koşuyor. Gittikleri bölgelerde asayişi sağlamakla yükümlü bu askerler, hiç de asayiş barındırmayan haberlerle gündeme geliyor. Militarizmin bir cinsiyeti varsa o da erkektir. Bütün askeri-militer yapılarda ve olaylarda penis’in silahlaşması durumu da bunun göstergesidir. Bugüne kadar askeri-militer yapılar içerisinde en büyük aşağılanma ‘kadın gibi’ olmak olmuştur. Çünkü ölmenin, öldürmenin, zarar vermenin, yaralamanın, işgalin adıdır erkeklik. Hiç kimse alınmasın, üzülmesin ama toplu, örgütlü, birlikte bir sistemdir erkeklik ve en büyük silahı da penistir. Dünyanın çeşitli ülkelerinden birkaç örnek; NATO ve üye ülkelerdeki olaylarla ilgili olarak kadınların penis ile nasıl tehdit altında tutulduğuna, işkenceye maruz kaldığına, neden NATO’yu ve Bush’u istemediğini anlatmaya yetecektir sanırım.

-Kenya’da Nato üyesi İngiliz askerleri tarafından yapılan tecavüzlere 200 kadar şikayet daha eklendi. Son 20 sene içerisinde İngiliz askerleri tarafından tecavüze uğradıklarını iddia eden kadınların sayıları 400’e katlandı. Avukatlara göre sadece bu hafta içerisinde 200 yeni olay daha meydana geldi. Son yapılan şikayet, Kenya’nın kuzeyinde yasayan bir kadın tarafından yapıldı. Kadın avukata, belirli bir süre için bölgeye yerleşen askerler tarafından tecavüze uğradığını anlattı. Hepsi bir arada 1983’ten bu yana 400 kadar kadın, İngiliz askerleri tarafında tecavüze uğradığını söyledi. Yeni davalar arasında Samburu kabilesinden olan 30 kadar kadının şikayeti var. Onlar, Gurkhas üssü çevresinde tecavüze uğradıklarını söylüyorlar. Yerliler; zamanında bir şikayetin yapıldığını ve İngiliz ordusunun buna bir çare bulacağına söz verdiğini söylüyorlar. Fakat hiçbir şey yapılmadı, tecavüzler devam etti. Bir kadının 2002’de uğradığı tecavüzden, yaklaşık bir yaşında olan çocuğu var. Son olaylar şok edici bir sayıya ulaşıyor. 20. yy içerisinde Masai kabilesinden olan 200 kadar kadın, tecavüz şikayetinde bulunmuştur. Çoğu toplu tecavüze uğramış ve tecavüzler sonucu en az altı tane çocuk dünyaya gelmiştir. Bir İngiliz avukat Martyn Day kanuni araştırma başlatmayı düşünüyor. Guardian gazetesine şöyle açıklamada bulunuyor: “Şundan eminim ki; öne çıkan kadınlardan çoğu haklıdır. İngiliz makamlarının bu olaylardan haberdar oldukları fakat hiçbir şey yapmadıklarına dair elimizde güçlü deliller var.” Savunma bakanlığı, orduya karşı bir şikayetin yapılmadığını söylemişti. Fakat Bay Day’in ve bir Kenya organizesinin 1983’ten itibaren tecavüz şikayetlerinin yapıldığına dair inkar edilemeyecek delilleri mevcut. Ve şimdi bir grup polis Kenya’da yapılan şikayetleri inceliyorlar.( The Guardian / UK 24/5/2003) -Bosna’da açılan barlar, BM yetkilileri tarafından fuhuş amaçlı olarak kullanılıyor. Fuhuş skandalına, dünyanın en büyük özel ordu şirketi DynCorp’un da adı karıştı. Pek çok ülkede, Batılı devletlere hizmet eden orduları bulunan DynCorp, bugünlerde Afganistan’a da gitmeye hazırlanıyor. 41 yaşındaki müfettiş Kathryn Bolkovaç, 15 yaş civarındaki Boşnak kızların BM yetkilileri tarafından cinsel ilişkiye zorlandığını anlattı. Bolkovaç, kadınların BM polis görevlileri tarafından barlarda çıplak dansa zorlandığını söyledi. Eski müfettiş, kendisinin işten atılma nedeninin de bu iğrençliğe karşı çıkması olduğunu anlattı. Bolkovaç, çarşamba günü görülen duruşmada, BM yetkililerinden Jacques Paul Klein’e konuyla ilgili bir mesaj gönderdiği için işten atıldığını kaydetti. Bolkovaç’ın mesajında, bir DynCorp personelinin, arkadaşlarının Bosnalı kadınları kullanması ve hatta birinin, kendisine ‘sürekli hizmet edecek’ bir kadın bulmaya çalışması üzerine görevinden ayrıldığı kaydediliyor. DynCorp’un başkanı Spencer Wickham, duruşmada, üç polisi fuhuşa karıştıkları için işten çıkardıklarını anlatarak, olayların doğru olduğunu örtülü olarak kabul etti. (AP Ekim 2000) -Geçen seneki savaşın öncesiyle kıyasladığında Irak'ta kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddette çok keskin bir artış var. Savaştan sonra asayiş tamamen çöktü. İlk aylara göre durum genel anlamda iyiye gitmiş olsa da, emniyetsizlik hala halk için ciddi bir tehdit. Birçok kadın ve kız çocuğu sürekli taciz, dayak, kaçırılma, tecavüz ve öldürülme korkusuyla yaşıyor. Esma adlı genç bir mühendis geçtiğimiz yıl Bağdat'ta kaçırıldı. Annesi, kız kardeşi ve bir erkek akrabasıyla birlikte alışveriş yaparken altı silahlı erkek Esma'yı zorla bir arabaya bindirerek şehir dışında bir çiftlik evine götürdü. Orada defalarca tecavüze uğradı. Birgün sonra Esma mahallesine götürülerek arabadan atıldı. Esma'nın olayı tek değil. Savaşın sona ermesinden bugüne çok sayıda kadın kaçırıldı. Esma'nın başına gelenler asayişin derhal sağlanması gerektiğinin açık bir göstergesi. Basra'daki kadınlar ve kız çocukları Uluslararası Af Örgütü'ne artık tecavüz, kaçırılma veya farklı şiddet biçimlerine uğrama korkusu nedeniyle sokağa yalnız çıkmaya cesaret edemediklerini söyledi. Aileler kız çocuklarını okula ve üniversiteye göndermeye korkuyor. (AP-09.03.2004) -Vietnam'da savaş deneyiminden kaynaklanan aile içi şiddet 30 yıl sonra hala çok yaygın. -İşgal altındaki Keşmir'de son 11 ay içinde Hindistan ordusu tarafından 852 kadına tecavüz edildi. -ABD ordusu, yaşanan tecavüz skandalları nedeniyle sarsıntı yaşıyor. Amerikan ordusunun Afganistan, Irak ve Kuveyt’teki birliklerinde kadın askerlere yönelik çok sayıda tecavüz ve cinsel taciz suçlamalarıyla ilgili soruşturma başlatılması dahi tepkileri dindirmezken, Pentagon yetkilileri verileri çarpıtarak Senato’yu ikna etmeye çabalıyor. ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in suçlamalarla ilgili eksiksiz bir inceleme yapılması talimatını verdiği, Kara Kuvvetleri’nin de bir çalışma grubu oluşturduğu açıklandı. Son 18 aydır Ortadoğu’da ve Asya’da görev yapan 112 kadın Amerikan askerinin diğer askerler tarafından tecavüze ya da cinsel tacize uğradığı açıklanmıştı. Teksas’ta ise 20 kadın askerin yerel kriz masalarına başvurarak saldırıya uğradıklarını söyledi. Parlamenterler, bu konuda daha etkin önlemler alınmasını istediler. Listedeki olayların yarısının doğrulanması durumunda bile ABD ordusu tarihinin en büyük tecavüz skandalıyla karşı karşıya kalmış olacak. Bu iddialar, Senato’da da ortalığı karıştırdı. cumhuriyetçi senatörlerden Susan Collins, “Eğer bizim kadın askerlerimiz, düşmandan çok erkek askerlerimizden korkuyorlarsa bu bizim milletimiz ve ordumuz için ne anlama gelir? Kadın askerlerimiz diğer askerlerin elinde acı çekerken neden tepki vermiyoruz” diyerek tepkisini ifade etti.

Yaşananların bunlarla sınırlı olmadığını, olamayacağını ve şu an, adı geçen bu ülkelerde ve başkalarında, hala milyon-milyon kadının sistemli ve toplu tecavüzlere maruz kaldığını bile bile, bu kadar yakınımızda olan Bush’u ve NATO’yu, feministler olarak sistemin tüm zarar görenleri ile birlikte 27-28 Haziran’da, misafirperverliğimizle karşılamamızı kimse beklemiyordur değil mi?