SİYASETTE KADIN OLMAK MI, SİYASETEN FEMİNİST OLMAK MI?
Feminizm, hem hayatımızın her saniyesinde yaşadıklarımıza karşı, hem siyasal alanda yaşadıklarımıza karşı verilebilecek bir yanıttır. Feminizm, hem evde yemek bekleyene verilecek yanıtı ile özel alanı siyasallaştırırken, hem de üst siyasete ve kandırmacasına verilecek yanıtı içinde barındırır. Zaten hayatı parça-parça özel-kamusal-siyasal v.s. diye ayırmak da kandırmacanın ta kendisi değil midir? Özel alanla ilgili hiçbir şeyi siyasal olanın dışına atmadan, 2004 yerel seçimleri sonrası siyasette kadınları izleyerek feminizm nedir sorusuna cevap aramak da mümkündür o zaman.
YEREL SEÇİMLERDE KADININ KONUMLARI Temizleyici Olarak KadınSiyaset ‘arenası’ erkeklerce (ya da kadınerkeklerce) bu kadar kirletilmişken, kamunun oyu, oy vermemeye, apolitikleşmeye varmışken, yine kadın hatırlandı. Kirlenen yerde kadın devreye girer. Kurtarıcı rolü üstlenmesi beklenir. Belki de bütün yenilginin sorumluluğu kadına yüklenir yine. Anaların kutsal merhametinden medet umulur. Bakınız, Meral Akşener MHP’nin üç hilali arasından sesleniyor bize: “Kalbinizi İstiyorum.” Geçmiş dönemin iktidar partisi MHP kaybettiği oyları, eski içişleri bakanı olan önemli bir ‘Kadın’la istiyor bizden. Ne tesadüftür ki Meral Akşener Susurluk sonrasında da bu temizleyici rolü üstlenivermişti. Dönemin kadın başbakanı Tansu Çiller tarafından siyah Mercedes’in enkazını kaldırmak için içişleri bakanlığına getirilivermişti. 2004 yerel seçimleri özellikle İstanbullu seçmenler için, birçok kadının yarıştırıldığı bir kulvara döndü. Sloganlar da adayların kadınlığına yakışır biçimde seçilmişti. Anap Pınar Türenç’i İstanbul Büyükşehir Başkanlığı’na aday gösterirken, DSP ‘Fatih’e Kadın Eli Değmeli’ diyerek en önemli bölgelerden birinden aday çıkardı. Nedir kadın eli? Sloganın çağrışımlarını düşündüğümüzde yine temizleme durumu ile karşı karşıyayız. Kadın eli; temizler, düzenler, yoluna koyar. Sadece Fatih’i mi peki, yoksa DSP’yi de mi? Bu gibi örnekler tüm partiler için verilebilir.
Çağdaşlığın veya Muhafazakarlığın Simgesi KadınBütün partiler kadını çağdaşlaşmanın-değişimin-modernliğin bir simgesi olarak kullanmaktadır. Saadet Partisi modernleşmesinin habercisi olarak başörtüsüz bir kadın yüzünü afişinde kullanırken, CHP Avrupa Birliği’ne yakışır, ‘Demokrasi, Özgürlük ve Adaletin En Önemli Simgesi Kadına Verilen Değerdir.’ sloganıyla bizden oy talep etti. Politik yapıları birbirine tamamen zıt bu iki partinin, kadını modernliğin veya muhafazakarlığın simgesi olarak kullanmakta, ikincil konuma itmekte, farklı açılardan da olsa aynı eril politika için koşmakta olduklarını görmekteyiz. Bu partilerin hepsinin 2003 seçimlerinde kirlendiğini, üzerlerinden ağır bir koku yükseldiğini hepimiz biliyoruz. Hepsi kaybettikleri statüyü kadın adayları ‘vitrin’e çıkararak değişimin haberini veriyorlar. Bu partilerden herhangi biri kazanabilecek durumda olsaydı yine kadın aday çıkarır mıydı? Öyleyse neden iktidara en yakın oldukları dönemde yapmadılar bunu? Seçimleri kazanmaya en yakın partinin (AKP) aday listesinde kadın belediye başkan adayı çıkarmaması bize bunu kanıtlıyor. Unutmamak gerekir ki, AKP de yaşadığı liberal dönüşümün havasını hissettirmek için en çok kadınları kullanmıştır. AKP’nin kadın milletvekili adayları başörtüsüzdü, ancak genel seçimlerde türban sorununu özgürlükçü liberal politikalarla çözmeye adaydı. Ne olduysa iktidara geldikten sonraki ilk seçimlerde Erdoğan fütursuzca kadınların önünün örgüt tarafından kesildiğini söyleyebiliyor.
Vaatlerin Hedefi KadınKadın aday göstersin göstermesin bütün partiler bildirilerinde kadına yönelik vaatlere yer verdiler. Sığınma evi yaptırmak bunlardan biriydi. Partili erkeklerin eşlerini dövmesine karşın hiçbir yaptırımda bulunmayan bu partilerin vaatlerini nereye kadar ciddiye alabiliriz bilmiyoruz. Ama bu adaylar seçimi kazandı ve biz şimdi vaatlerinin gerçekliğini göreceğiz. Açıkçası sürpriz bir sonuç beklemiyoruz. Çünkü bu vaatlerin hiçbirisi feminist bir bilinçle verilmemişti. Artık sığınma evi, kreş veya sokak lambası ihtiyacı kadınlar için mecburi hale geldiğinden bu oyları toparlamak için verilmiş vaatlerdi. Aynı zihniyet senelerdir parti toplantılarını da geç saatlere koyuyor. Neden çok belli: Kadınlar siyasetle uğraşayım derken kadınlıklarını unutmasın, kadınlıklarını bilsinler. Evde yemek, çocuk v.s.nin beklediğini unutmayıp gitsinler, diğerleri de toplantılarına rahat rahat devam etsinler.
Yerelin Temsili KadınSiyasette kadının bu kadar anılmasında ve siyasete katılmasında bu seçimlerin yerel seçimler olmasının rolü de büyük. Öyle ya genel seçimler büyük iş. Hangi kadın Türk insanın temsili gibi önemli bir görevde yer alabilecek kadar akıllı ve beceriklidir ki! (Tansu Çiller’i ve Meral Akşener’i saygıyla selamlıyoruz.) Hatta bu katılımı mini mini minimalize etmek gerekmektedir. İstatistikler en çok kadın aday başvurusunun muhtarlıklara olduğunu gösteriyor. Ee biz zaten dünyanın, mahallemizden ibaret olduğunu düşünmeliyiz değil mi? Kadının siyasete katılımına hep bir sınır çekilmelidir. Peki bu kadar dar bir çerçeve ile sınırlandırılacaksa kadınların konumları, niye, nasıl ve hangi politik kaygılarla kadın adaylar gösterilir?
KADIN YALNIZ VİTRİNDE Mİ?Kadınların siyasal iktidara aday olma durumları bir bakıma ‘vitrin’ görevi atfedildiğinden olsa gerek; yoksa oluşum itibariyle kadına kapalı eril iktidar, kadını neden kendisine ortak etmeye yönelir? Kadınların toplumsal cinsiyetlerine dayalı sorunlarını dile getirme ihtiyaçları onları tercih eden siyasal otoritelerin çıkarlarına hizmet eder.
İktidara aday konumundaki siyasal otoriteler ataerkil çıkarlarına denk düştüğü için kadınları seçer, destekler ve ön plana çıkartır. Kadınları aday gösteren partilerin imajlarındaki derin değişiklik bizi, “Neden kadın aday?” sorusunun yanıtına götürebilir. Partilerin kadın çıkarlarına yönelik çalışma yürüteceği düşüncesi, kadın seçmenlerin yeşil ışık yakmasına neden olabilir. Ayrıca kadın, çağdaşlığın simgesi durumundayken, bu imajı reddetmek de mümkün değildir. Keza Türkiye’de özellikle İlk Cumhuriyet dönemi kadınları bu anlamda tamamen simgesel bir konumdadır. Çağdaş Türkiye’nin aydınlık siyasal temsilcileri, dünyaya karşı imaj konusunda olumlu sonuçlar doğurur o dönem için. Dünyadaki birçok ülkeden önce Türkiye’de gerçekleşen yasal düzenlemeyle kadınlara seçme ve seçilme haklarının verilmesi bir övünç haline getirilirken Türkiye’den çok sonra yasal olarak bu hakkı kadınlara tanıyan ülkelerin bugünkü durumu övüncü tersine çevirmiştir.
“ Türk kadının 1930larda elde ettiği hakları, Fransa 1944, İtalya 1945, Yunanistan 1952, Belçika 1960, İsviçre 1971 de kazanıyor. ...Kadınların karar mekanizmalarında temsil oranı Türkiye’de 1999’da ortalama % 11 iken, batı ülkelerinde %21. En yüksek temsil oranı ise bakanlar kurulunun %55’inin kadın olduğu İsveç. ” Erkekleşen Kadın TemsilcilerKadın temsilci desteklendiğinde, partiler zaten temsilcinin belirlenen kalıplar dışına çıkamayacağının bilincindedirler. Ya seçilen aday sınırı zorlamayacaktır ya da zorlamaya kalktığında durdurulacaktır. Kadın temsilci, bir imaj olarak kadın çıkar ve sorunlarını dile getirecek, ancak çok fazla yaptırım gücü elinde olmayacaktır. Dolayısıyla bağlı olduğu siyasal mekanizmanın yasaları, kadınlık durumunun doğuracağı duyarlılığı örtecektir. Kadın temsilci erkekleşerek bağlı olduğu siyasal yapının beklentilerini yerine getirmiş olacaktır.
“Siyasal karar mekanizmalarının işlev ve işleyişinin yeniden tanımlanmadığı aşamada, genellikle, kadın siyasetçilerin bazıları, aslında erkeklerin onlara atfettiği, partilerin onlardan beklediği rollere uygun olmaya çalışırlar. Diğerleri ise tersine erkekler gibi olmayı ve onlar gibi yapmayı denerler. Birinci durumda geleneksel kadın imgesiyle, ikinci durumda erkekle özdeşleşme söz konusudur. Erkeğe Bağımlı Kadın SeçmenKadın seçmen penceresinden konuya baktığımızda, araştırma sonuçları çarpıcıdır.
“Prof.Dr. Yılmaz Esmer’in İstanbul’da bir grup kadın üzerinde gerçekleştirdiği araştırmaya göre kadınların 2/5’inin oylarını kocalarına bağımlı olduğu saptanmıştır. (Güneş, 12 Ekim 1991). On bir il, yirmi dokuz ilçede yaklaşık iki bin kadın üzerinde yapılan bir başka araştırmaya göre ise, kadınların %52.4’ünün eş, baba ya da aileden diğer bir erkeğin etkisiyle oy kullandığı ortaya konmuştur. (Cumhuriyet, 26 Eylül 1991)” Kendi iradesiyle oy kullanan kadın seçmen, sorunların ve çıkarların siyasal arenada dile getirileceği coşkusuyla temsilci olarak seçtiği kadının erkekleşmesi karşısında beklediğini bulamayacaktır. Dolayısıyla bu, kadın temsilciye uzanan desteği de azaltacaktır. İşte burada bir soru uyanır: Kadına kadın olduğu için oy verilmeli mi? “...Kadınlar açısından temel sorun arık yasalar önündeki bireysel seçme ve seçilme hakkından grup çıkarlarının savunulmasına doğru evrilmektedir. Bu bağlamda değerlendirildiğinde, siyasal karar mekanizmalarında yer alan kadınların sayıları kadar, söz konusu kadınların kadın çıkarlarını ne denli temsil ettikleri de önem kazanmaktadır. ” “...1960’lardan sonra gelişen ikinci dalga kadın hareketinin tespit ve çözüm önerileri birbirini besleyen, içeren ve birbiriyle çelişen iki ana yorumda irdelenmiştir: 1-Temsilcilerin temsil ettiklerinin çıkarlarını yansıtması: Yalnızca kadın olmanın bunu sağlamadığı ortaya çıkmıştır ama yine de kadınları ancak kadınlık bilincine haiz kadınlar temsil edebilir. Bu anlamda seçmen ve aday kadınlar arasında kadınlık bilincinin yükseltilmesi gerekir. 2-Kadın, erkek onların çıkarları biyolojik farklara, üreme ilişkilerine değil, onları üreten söylemsel uygulamalara dayanır. Bunlar da kültür ve zamanla ilintilidir. Yapı ve çıkar değil, söylem ve öznellik siyasetle ilgili temel kavramlardır. “1980’lerin başından itibaren, özellikle V. Sapiro’nun önerisiyle kadınların kadın çıkarları için, tekil yurttaşlar olarak değil, bir çıkar grubu üyeleri gibi temsil edilmeleri feminist tartışma gündemine girmiştir.” “Kadın çıkarlarının siyasal alanda temsil edilebilmesi için asgari temsil oranın %30 civarında olduğu kabul edilmektedir. Daha az oranda kadın siyasal temsilci ya dışlanma ya da erkekleşme durumunda kalmaktadır. Temel sorun ise kadın bakışının siyasetin içeriğine eklemlenmesidir. ”Kadın temsilcilere salt kadın oldukları için oy verme, siyasal karar mekanizmalarında nicel olarak temsilin artmasını sağlarken, nitel anlamda aranan boşluğu dolduramayacaktır. Bir çıkış yolu olarak, kadınların kadınları seçmesi, feminist bakışla kadın çıkarlarının gündeme getirilmesinin garantisi olamayacaktır.
FEMİNİZM: SİYASETE BAŞKALDIRAN SİYASETKadınların siyasete katılımı bir partinin aday listesinde yer almak biçiminde yaşandığında, geleneksel siyasetin özel-kamusal-siyasal ayrımını destekler. Hayatın her alanında feminist politikayla yaşamamış bir kadının taşıdığı siyaset bizleri yine erkek aklın merkezi siyasetine hapseder. Siyasal iktidarın koltuklarını, maşalarını, ele geçirmiş olan siyasetçi kadının, erkek egemen siyasette, farklı olan, olması gereken tanımlarla, konumlarla, önerilerle, programlarla karşılaşması olanaksızdır. Kadınların siyasal eylemlikleri tarihsel olarak incelendiğinde, kadınların bu merkezi üst siyaseti kırma yolunda adımlar attığını da görmekteyiz. Catharine A. MacKinnon ‘Feminist Bir Devlet Kuramına Doğru’ adlı kitabında, “Feminizm çıkarlarını koruduğu kitle tarafından yaratılan ilk kuramdır” der. Bu kuramın yöntemi de bilinç yükseltme toplantılarıdır. Ancak bu yöntem alışılagelmiş erkek egemen, merkezi, üst siyasete karşı tamamen hayatın içinden örgütlenmiş bir karşı çıkıştır da aslında.
“1960 ve 1970’lerde oluşturulan bilinç yükseltme grupları birçok kadın için, çok rağbet görmekte olan feminizmle ilk gerçek karşılaşmaları olmuştur. Bu gruplar arkadaş ilişkileri içinde, kolej ve üniversite çevresinde, kadın merkezlerinde, mahalle komşuları arasında, kiliselerde ve işyerlerinde kendiliğinden ortaya çıktı. Bazıları yaş, evlilik durumu, meslek, eğitim, fiziksel yetenek, cinsellik, ırk ve etnik durum, sınıf ya da politik görüş gibi özelliklerde çeşitliliği hedef almış, diğerleri ise benzer özelliklerden bir araya gelmesine dikkat etmişti. Her kadının yaşam öyküsünü gönlüne göre anlattığı biyografik yöntemle çalışmayı seçenler de vardı, tartışmaya bir yön verebilmek için konulara bağlı kalmayı seçenler de: Bekaret bunalımları, kadınlar arası ilişkiler, anneler, beden görüntüsü, ilk cinsel deneyimler, v.b. Bazıları okudukları kitapları, edebiyat sevgisini paylaşmış; bazıları da hayatta karşılaşılan acil durumlarla ilgilenerek, kadınlara yaşadıkları zor anlarda destek vermeye, onları kaçmış oldukları sorunlarla yüzleştirmeye çalışmıştı. Birçokları duruma göre uyarlanılabilen çalışma tarzları geliştirmişti. Aralarından biri duygusal bunalım geçirecek olursa, pek azı aynı konuya takılıp kalmakta ısrar ediyordu; zaten konunun değiştirilmesini gerektirecek kadar net ve uzun süren bunalımlar çok nadirdi. Katılımcılar genellikle açıklık ve dürüstlük ve kendinin farkında olma ilkelerini benimsemişlerdi. Eğer katılanlardan biri, çok özel bir sorununu tartışmadığını veya tartışmakta zorlandığını hissedecek olursa, bunu tipik bir grup başarısızlığı sayıyorlardı. Toplantılara düzenli katılım ve bilgilerin gizliliğini korumak da yaygın kurallardandı. Sık sık önderlik örnekleri görülmüş, sözel ve duygusal yeteneklerde farklılıklar hissedilmiş olsa da, grup içinde eşitlik başlı başına bir hedefti; hiyerarşik olmayan bir verilen değeri ve kişinin kendisini egemenlik altında veya dışlanmış hissetmesine neden olan eşitsizlik kaynaklarına karşı mücadeledeki kararlılığı yansıtıyordu bu.”Bu toplantıların en önemli sonuçlarından biri erkek egemen, merkezi yapıya verilmiş bir yanıt olmasının yanında şüphesiz kadınların kamusal-özel ayrımını kaldırarak hayatlarını bir politikaya çevirmiş olmalarıdır. Bugün otobüste yaşadığımız tacizin, geceleri yaşanan tecavüzlerin, töre cinayetlerinin, işyerinde en az parayla çalışmanın ne kadar öznel gibi gözükse de, toplumsal bir gerçeği yansıttığını ve ‘bir’ sistemin parçalarını oluşturduğunu anlamamızı sağlayan da bu dertleşme şeklinde geçen toplantılardır.
Kadınlar, siyaset kavramının içine bilinç yükseltme toplantıları gibi bir çok yöntemi sokmuşlardır. Ancak bu yöntemlerin hepsinin yaşamda örgütlenen ve merkezi dağıtmaya yönelik yöntemler olması şüphesiz kadınların ihtiyaçları ile ilgilidir. Merkezin dağıtıldığı ‘yuvarlak masa’ toplantıları veya kimsenin toplantıyı yönetmediği, ancak kargaşanın çıkmasını engellemek için ‘kolaylaştırıcı’ ile toplantının sürerliliğinin sağlandığı toplantılar da kadınların egemen siyasete bir başkaldırısıdır.
Şimdi, ‘aday olsanız da, olmasanız da şikayet edersiniz zaten’ denildiği oluyor bizlere. Burada atlanan bir sorun var; bizler artık erkek egemen üst siyasetin içerisinde biblo niyetine kadınlar olmak istemiyoruz. Bizim ihtiyacımızı karşılayacak adaylar bu duruma hayatın her alanında isyan etmiş, bu kalıpları yıkacak ve feminist talepleri dile getirecek adaylardır. Siyasette kadın olmak değil, feminist siyaset yapmak istiyoruz. Feminizm, dünya düzenine topyekün bir başkaldırıdır. Feminizmin düşmanı (patriyarka) her an, her yerde karşımızdadır.