SOKAKLAR
“Sokaklar”… Çocukluğumda gece yarılarına kadar oynadığımız oyunları anımsatıyor. O, o zamandı, artık öyle değil diyorum kendime. Ya da hep öyle ise büyüdükçe ne değişiyor?
Sabahın erken saatleri… İşime yetişme telaşıyla evimden çıktığımda mesela, -podyumda mı yürüyorum yoksa sokakta mı paranoyasına kapıldığım her sabah-, baştan aşağı süzen bakışlarla karşılıyorlar beni otomotiv sahipleri,dükkan önü erkekleri -hayli tanışık, aşina olmamıza rağmen-.Bir “günaydın”la değil! İşte başladı diyorum, gözlerimi kaçırmak yerine meydan okur bir tavırla ben de onları süzüyorum. Hayli gergin, asık yüzümle ilerlerken biraz öncekilerden onlarcası beni durakta aynı törenle karşılıyorlar. Çoğu zaman yorucu olsa da aynı bakışla karşılık veriyorum, bir şeyler anlatmak istercesine.. İşte otobüsüm geliyor, kurtuluyorum-muyum? Daha otobüse binerken şoför beyle muavin bey sağ olsun, hemen beni inandırıyorlar acizliklerine. Yorgun bir şekilde yerime oturuyor ve okuluma ulaşana kadar rahatlamaya çalışıyorum.
Evet az kaldı, iki adım sonra okuldayım derken, iki çift laf yiyorum güzel giyimli beyefendiden.
Eyvallah diyorum. Ve okulda öğrencilerime, onları nasıl bir dünya beklediğini anlatamıyorum.