Çağdaş Türk Kızları
“Geçmişte yaşananlar, çekilen acılar ve harcanan çabalar belleklerden silinip gidiyor ve bizler hep ‘çocuk kalmaya’ mahkum oluyoruz. İşte bunun içindir ki kadınların kendilerini ‘tarihe yazmaya’, geçmişi araştırmaya, başka kuşakların mücadeleleriyle bağlar kurmaya ve kendilerinden esirgenmiş olan bilgi ve eğitime sahip çıkmaya ihtiyaçları vardır.” F.Berktay
Resmi Türkiye Cumhuriyeti tarihinde kadın hakları mücadelesinden hiç bahsedilmemektedir.
Türk Kadını Kurtuluş Savaşı’nda ve sonrasında ülkesinin milli menfaatini gözeten ve onun için çabalayan “Çağdaş Türk Kızları” olarak resmedilmiştir. Ülkesinin menfaatlerini bu derece önemseyen, onun için canını bile veren, hatta kendi canı ile yetinmeyip kocasının ve oğullarının cephelerde can teslim etmesine müsaade eden Türk Kadını, cumhuriyet idaresi ile birlikte ulu önder tarafından Medeni Kanun ile ödüllendirilmiştir. Bu ödül öyle bir ödüldür ki en ileri Avrupalı kadından bile ileri olmuştur Türk Kadını. Bu da Türk erkeğinin ve onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin batı medeniyetlerinin muasır seviyesine yükseldiğinin bir göstergesi değil midir? Ayrıca değil mi ki kadınlar sessiz sakin yerlerinde otururken, erkeklerin Kurtuluş Savaşı’nı başlatmasına, kazanmasına ve Cumhuriyet idaresini kurmasına alkış tutarak ve top taşıyarak destek vermiştir, elbette bir parça hakkı, hak etmiştir. Onlar böyle davranmaya devam ettikçe çok daha fazlası ile de ödüllendirileceklerdir. “Yaşasın Ulu erke..”
Şaka gibi ama üzgünüm ki değil. Bugüne kadar bize öğretilen resmi tarihi bir düşünün, daha farklı ne fısıldadılar ki kulağımıza. Bizler hep, aslında hak etmediğimiz haklara kavuşmanın bir parça utangaç sevincini duymadık mı? Ve hep bir minnet borcumuz olmadı mı bu ülkenin aydınlık erkeklerine. Bu durum hep kısıtlamadı mı hareketlerimizi bir boynu büküklükle, siyasete uzaklığımız da bunun sayesindedir belki.
Ancak 80’li yıllarla birlikte ise feminist hareketin ve eleştirinin Türkiye’de de yaygınlaşması tüm egemen tarih anlayışına kuşku ile bakılmasını sağlamıştır. Feminist tarih araştırmacıları çok daha karanlık ve bence bilerek gizlenmiş bir tarihi, belgeleri ile ortaya çıkarmaya başladılar. Türkiye’de kadın hakları mücadelesinin İkinci Meşrutiyet’in ilanından da öncesine dayandığını gösteren bilgi ve belgelere ulaştılar. Bu da çok önemli bir bilgi. Çünkü İkinci Meşrutiyet’in ilanı tarihçiler tarafından genellikle Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş aşamasının başlangıcı olarak alınır. Radikal değişim ve dönüşümlerin yaşandığı bu yıllar aynı zamanda yeni bir idari sistem (cumhuriyet) fikrinin de filizlenmeye başlandığı dönemdir. Kadın hareketinin bu dönem de başlaması ise aslında kadınların Türkiye Cumhuriyeti kurulurken hiçte öyle oturup izlemediklerini gösterir. Dönemin kadın hareketleri kadın haklarının mücadelesinin yanı sıra, ulusal mücadele içinde önemli söylemler geliştirmişlerdir. Verilen kadın hakları mü
cadelesinde, milli mücadele ile doğru orantılı olarak, Avrupa Kadınına ve onun nezrinde temsil edilene karşı da muhalif bir kadın portresi çizmişlerdir.
İlk çabalardan biri olan Hanımlara Mahsus Gazete 1895’te yayınlanmaya başlamıştır. Gazete de yoksul kadın ve çocuklar ile ilgili çalışmalar, Osmanlıda ki köle kadınların özgürleşmesi ile ilgili makaleler ve kadınların kamusal hayata, siyasete girmesi için çalışmalar yer almıştır. Bunların yanında Avrupa’dan gelen modanın eleştirisi, milli iktisat ve yerli mallarının kullanımı gibi konularda gazetede önem verilen konular arasındadır. Ancak Avrupalı kadının eleştirisini yaparken Avrupa’da ki birinci dalga feminist hareketten etkilendiklerini de hiçbir zaman gizlememişlerdir. Eleştirdikleri feminizm değil, kadının bir süs ve moda bebeği haline gelmesidir. Ardından kadın konferansları, yasalara müdahaleler, birebir iş hayatında ve siyasette yer alışlar da bu kadınlar tarafından kazanılan haklardır. Tabi her kadın hareketinin olmazsa olmazı, alaycı ve korkak erkek bakışları, küfürleri ve tacizleri ile sürekli geri plana atılmaya çalışılmıştır kadınlar. Yine de 15 yıl yayın hayatına devam edebilmiştir Hanımlara Mahsus Gazete.
İnsan tarihi yaşındadır aslında. İnsanı insan yapan, istek ve taleplerini belirleyen, haklarına sahip çıkmasını sağlayan insanın tarihidir. Bildiğimiz tarihimiz üzerinden değerlendiririz hepimiz dünyamızı. O zaman niye saklanır kadının tarihi ve niye bütün tarih kitapları erkekleri ve onların savaşlarını anlatır? Niçin bizlerden Cumhuriyetçi erkeklere minnet duymamız istenmiştir?
Mevcut Cumhuriyetçi ideoloji de kadınlara çizilen bir sınır var. Avrupa ile boy ölçüşebilmek için okumak bunun yanında gelenek ve göreneklerine sahip çıkmak, süslenip giyinirken aşırıya kaçmamak, evinin kadını olmak… ancak dışarı da bir hayat var ve ben onu istiyorum dediğimizde inip kalkan kollar veya kendimizden utanmamızı sağlayan bakışlar… Benim resmi tarihten öğrendiğim şu: Akıllı ve uslu yerinde oturup sadece senden isteneni yaparsan ödüllendirileceksin. Ancak gerçek ise bambaşka, hiçbir hak bize birileri tarafından verilmedi, kadınlar bu hakları gözü kara mücadelelerle kazandılar. O zaman ben de oturup beklememeliyim değil mi? İşte tehlike de burada başlıyor ya sokaklara çıkarsak ya bide feminist bir parti kurarsak!!! Ama bi dakika bu ülkede Cumhuriyet Halk Fırkası’ndan bile önce kurulmuş bir Kadınlar Halk Fırkası var zaten.